Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

İSLAMDA ŞÜKÜR

 
İSLAMDA ŞÜKÜR

ŞÜKÜR: Verilen herhangi bir nimetten dolayı bu nimeti verene karşı söz,fiil veya kalp ile gösterilen saygı ve karşılık. İyiliğin kıymetini bilme ve iylik yapma bu hissi gösterme.nimet ve iyiliği anıp sahibini övme. arapça bir kelime olan şükür. şekere kökünden gelmektedir. Bu kelime isim ve fiil olarak kuran-ı kerimin 70 yerinde geçmektedir.Türkçede kullanılan teşekkür aynı manaya gelmektedir. Hamd ve meth kelimeleri de benzer kelimelerdir. mana birbirine yakındır.Şükür 3 şekilde edilir.

1- DİL İLE ŞÜKÜR:Nimet vereni anmak onu öğmek le olur. Nitekim Kuran-ı kerimde

AYET:(Duha.8. ayet)”(Feemma biniğmeti rabbike fehaddis) Rabbinin nimetine,ihsanına gelince onu minnet ve şükranla an” Görüldüğü gibi Allah(cc) bize kendisini dil ile anmamızı emrediyor.

2- KALP İLE ŞÜKÜR:Kalp ile nimeti vereni tanımak ve onu tastik etmektir.

3-FİİLİ ŞÜKÜR:Buda vucudun bütün organları ile olur. Bu hususta Kuran-ı kerim de şöyle buyrulur.

AYET:(Nahl.120-122)”Gerçekten İbrahim hakka yönelen Allaha itaat eden bir önderdi.’’ Allaha ortak koşanlardan değil idi.Allahın nimetine şükrediyordu.Çünkü Allah onu seçmiş doğru yola iletmiş idi.”

AYET:”(Sebe.13)”Onlar Süleymana kalelerden,heykellerden,havuzlar kadar geniş leğenlerden ,sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı.Ey Davut ailesi şükredin kullarımdan şükreden azdır. ‘’

AYET:(Nahl.78)”Siz hiçbir şey bilmezken Allah sizi analarınızın karnından çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar,gözler ve kalpler verdi.’’

AYET:(Hac.36)”Biz büyük baş hayvanlarda sizin için Allahın dininin işaretlerinden kıldık. onlarda sizin için hayır vardır.Şu halde onlar ayakları üzerinde dururken üzerlerine Allahın ismini anın ve kurban edin. Yan üstü yere düştüklerinde ise hem kendiniz yiyin hem de ihtiyacını gizleyen gizlemeyen fakirlere yedirin . İşte biz şükredesiniz diye sizin istifadenize sunduk.”

  Bu ve benzeri bütün nimetlerin şükrü onları Allah yolunda kullanmak. ve onun rızası için münasip yerlere sarf edip değerlendirmektir. Şükrün zıddı küfürdür. Zaten Allah insanı imtihan için yaratmıştır. Allah(cc) verdiği nimetlere karşı şükreden ve sıkıntılara karşı sabredenlere mükafatlar verir. Buna ters hareket edenleri de cezalandırır.

"Gerçekten biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yaratmışızdır. Onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık. Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör. Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık. İyiler ise, kâfir katılmış bir kadehten (cennet şarabını) içerler" (el-İnsan, 76/1-5)

AYET:"Nezdinde o kitaptan ilim bulunan biri: "Ben onu sana, gözünü açıp kapamadan getireceğim" dedi. Süleyman, tahtı yanında duruyor görünce: "Bu, Rabbimin bir lütfudur. Şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim edeceğimi sınamak içindir. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki, Rabbim kimsenin şükrüne muhtaç değildir; lütuf ve kerem sahibidir" dedi" (en-Neml, 27/40).

Bu âyette ifâde edildiği gibi, Yüce Allah'ın, kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur. O'nun ilâhlığı, yüceliği ve hakimiyeti herhangi bir kimsenin şükrü veya küfrü ile ne bir derece yükselir ne de eksilir. O, bizzat kendisi her şeye hakimdir (İbn Kesir, Tefsiru'lKur'ani'l-Azîm, III, 364).

Bir kudsi hadisde de, bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

HADİS:"Yüce Allah diyor ki: Ey kullarım! Geçmiş ve gelecek, siz bütün ins ve cinler bir araya gelerek, aranızdaki en muttaki kimsenin kalbi gibi olsanız, sizin bu durumunuz, Benim hakimiyetimi zerre kadar artırmaz. Gene ey kullarım! Geçmiş ve gelecek bütün ins ve cin bir araya toplansanız, aranızdaki en günahkâr birinin kalbi gibi olsanız, benim hakimiyetime en ufak bir noksanlık getiremezsiniz. Ey kullarım! Hakkınızda itibar ettiğim şey, amellerinizdir.

Daha sonra siz onlara göre eksiksiz olarak mükafatlandırılacak veyâ cezalandırılacaksınız. Öyleyse kim bir hayır işlemeye muvaffak olursa, bundan dolayı Allah'a şükretsin. Kim de hayrın dışında başka bir şey işlerse, bundan dolayı da kendi nefsini suçlasın!" (Ahmed b. Hanbel, V, 160; Müslim, Birr, 55; Tirmiz, Kıyâm, 48; İbn Mace, Zühd, 30).

Şükredenlerin mükâfatlandırılacağı, Kur'an'ın başka bir yerinde şöyle haber verilmiştir:

AYET:"Lût'un kavmi de uyarıcı peygamberleri yalanladı. Biz de üstlerine taş (yağdıran bir fırtına) gönderdik. Ancak Lût ailesi müstesna, katımızdan bir nimet olarak onları seher vaktinde kurtardık. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız" (el-Kamer, 54/33).

Şükür ve küfür noktasında insanların iradesi hür bırakılmıştır. Yüce Allah küfrün kötülüğünü ve şükrün faziletini bildirmiştir:

AYET:"Şükreden, ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah müstağnidir, her türlü övgüye layıktır" (Lokman, 31/12).

Bu âyette belirtildiği gibi, küfreden insanın kötülüğü kendi şahsına ve şükredenin faydası da kendi şahsınadır. Kişinin küfrünün de, şükrünün de karşılığı kendisine döner (İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azım, III, 444).

Resulüllah (s.a.s.) da, tam manasıyla imân eden müminlerin, bu imtihanı kazanmış olduklarını, diğer insanlara benzemediklerini, varlıkta da yoklukta da küfürden uzak olduklarını, sabır ve şükür ile hareket ettiklerini bildirmiştir:

HADİS:"Müminin durumu hayret vericidir. Her hali kendisi için hayırlıdır. Müminden başkası için böyle bir şey yoktur. Sevindirici bir durumda olduğu zaman, şükreder. Bu, onun için hayırlı olur. Sıkıntılı bir durumda olduğu zaman, sabreder. Bu da onun için hayırlı olur" (Muhammed b. Allan, Delilu'l-Falihn, Mısır 1971, I, 146 vd.).
Buna göre insanlar, genelde şükreden veya küfredenler olmak üzere iki grupta toplanırlar. Allah ve Resulü, küfürden uzak durup şükür üzere bulunmayı istemişlerdir. Bunu tercih eden imân ehli, dünya ve ahirette kârlı çıkmaktadır. Hadiste göze çarpan diğer bir husus da, şükür ile sabrın içiçe olmasıdır. Burada geçen küfr kelimesi daha çok "nimetin kıymetini bilmeyenler" anlamında "küfran-ı nimet" olarak anlaşılmalıdır